Yetmişli Yıllar

Fotoğraf: Mehmet Barış ÖZER

Yetmişli yılların sonu yaşım sekiz var yok. Babamın bizi şiir gibi dövdüğü yıllardı. Ankara’da tek göz bir gecekonduda alt alta üst üste yaşıyoruz. Anam gündeliğe gidiyor. Babam fabrikada işçi. Ben ise okul çıkışı boya sandığını alıp ulus meydanda ayakkabı boyuyorum. Akşamın ekmeğini alacak parayı çıkarınca ekmeği alıp doğru tren yoluna gidiyorum vagonlardan düşen kömürleri topluyoruz. Yoksa Ankara’nın ayazında sabaha kadar it gibi titreriz.


Bir gün yine okul çıkışı boya sandığını aldım ulus meydandayım. Kelli felli bir adamı gözüme kestirdim hemen yanaştım.
-Parlatayım mı güzel abim?
Herif gözünün ucuyla baktı.
-Adın ne senin?
-Mehmet.
-Al şu buçukluğu kaybol.
İtiraz etmedim üstelemedim de aldım parayı direk halkekmek kuyruğuna girdim. Ekmekten sonra da doğru tren yoluna voltalandım. Akşam ayazı bastırıp da insanın eli hiçbir şeyi tutmaz olunca dönüp evin yolunu tuttum. Eve geldiğimde babam erken gelmişti. Eli sargılıydı yatakta uzanmıştı. Elini makinaya kaptırmış fabrikada.

Bir ay evde kaldı. O ay daha az dayak yedik. Fabrikadan çıkardılar tazminat falan da vermediler. Dımdızlak kaldık. Her gün anamın gündeliğine ve benim getirdiğim ekmeğe kalmıştık. Babam da her gece içiyordu. Eve ağır bir izmarit kokusu sinmişti. 
Geceleri hayal kurmak için çok yorgun oluyorduk. Gündüzleri de hayallerinizin değil ekmek parasının peşinden koşuyorduk. 


Yıllar geçti değişen bir şey yok. Ulus’ta bir lokantada garson olarak çalışıyorum. Yine aynı soğukta okuldan sonra boya sandığıyla gezen başka başka çocuklar görüyorum artık.

Hepsi de gecekondulu.

Yorum bırakın