
Bu toprağa ne eksen filizlenip boy verir. Ben de filizlenmiştim. Ama sadece filizlendim. Ötesini çok gördüler. Her baharda yeni çıkan sürgünlerimi tutup kopardılar, kırdılar, kestiler. Elmaysan elma kalacaksın dediler armut olamazsın, eğer bir elma gibi görünüyorsan kendinin ayva olduğunu iddia edemezsin dediler. Halbuki bıraksalardı ben de rengarenk çiçekler açıp meyveler verecektim. İyice güdük kalan dalım budağım bile gözlerine battı sonunda sürdüler beni.
Ankara’da Kurtuluş’ta bir ev tuttum. Liman Apartmanında. Gerçek bir liman gibiydi. Ona sığınmıştık o da bizi pelerinli kahramanımız gibi koruyup kolluyordu. Çok geçmeden Ela’yla tanıştık. Adın ne dedi Maviş dedim. Getirdi rengini rengimin yanına kattı. Sonra Zümrüt çıkıp geldi. O da rengini bizimkilerin yanına koydu.
Bir gün saat gece yarısını geçiyordu. Yeşil köprüden geçip eve gidiyordum. Aşağıdan bir inilti duydum. Eğilip baktığımda köprünün ayağının dibinde birisi kıvranmış yatıyordu.
Koşup yanına gittim yüzü gözü kan içindeydi. Kızları aradım geldiler birlikte sırtlayıp eve götürdük. Yüzünü gözünü yıkayıp kanepeye yatırdık.
-Ne oldu kim yaptı bunu?
Bize baktı bizde kendini gördü. Etrafına bakındı kendini evinde gördü.
-Her zamanki şeyler.
-Adın ne?
-Menekşe.
Ela atıldı hemen.
-Ooo rengarenk olduk kızlar.
Artık o da limana sığınmıştı. Sarılıp kucaklaştık. Birbirimizin yaralarını sardık. Menekşe de rengini renklerimize kattı. Çok da güzel olduk.


Yorum bırakın