
Bu soruya türlü türlü cevaplar gelebilir. Çiçek gibi, çilek gibi, tarçın gibi vs vs diyenler de olur ölü gibi, leş gibi diyenlerde…
Kastım fiziksel bir durum değil ya da burun ile alınan somut bir koku.
Kastım gönülden fark edilen o çürümüşlük o kokuşmuşluk durumu.
Bize değip dokunmayan ya da bizimle direk bağlantısı olmayan kişilerde bir kokuşmuşluk ya da bir çürüme gördüğümüzde ‘’içi çürümüş bu insanın’’ der geçeriz en fazla. Bizi pek rahatsız da etmez hani bizimle alakası olmadığı için.
Bize ağır gelen o çürümüş koku en yakınlarımızdandır.
Çünkü bizzat o kokuya maruz kalır gönlümüz yüreğimiz.
Her başarımızda o kokuyu duyarız en derinlerden. Çekemezler, istemezler bir sikim bir şey olalım ya da başaralım.
Her düştüğümüzde yine o iğrenç ve mide bulandırıcı koku sarar dört bir yanı. Bu sefer de başaramadığımız için bir bok olamadığımız için.
Güzel kokanlar yok mu? Var ama az.
Say desen iki candan arkadaş sayarım. Bir ana, bir baba, iki gardaş der bir türkü tuttururum ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar diye arabeske çeviririm durumu.
Bu kötü kokulara var mı bir çözüm acaba İsviçreli bilim insanlarından ya da okyanus ötesinden ya da Almanya’dan?
Onlardan belki yok ama kendimce bir çözümüm var.
Daha çok kokmak onlardan ama sadece kokuşmuş kişiliklere karşı.
Onlar kokmaya başladı mı ‘’ulan siz mi ben mi daha fena kokacağım’’ deyip sarmalı tüm havayı çürük yumurta ve ölü beden kokusu karışımı.
Yazarken midem bulandı ama fiziksel kokudan değil o her fırsatta hain olan kıskanç olan düşsünde güleyim diyen yaratıklardan.
Mideniz kaldırır mı bilmem ama bir koklamaya çalışın etrafınızı gönlünüzle.
Ne kadar çok kokan insan göreceksiniz sayın bakalım…


Yorum bırakın