Saat öğlenin on ikisi, bir kamyonetin kasasında gidiyoruz. Öyle kıvrıla kıvrıla bir yol. Tırmanıyoruz dağı. Uzak ufuklar bulutlu, karlı biraz da puslu. Sigaranın sıcağı parmağıma yakın. Memleket desem değil, gurbet desem değil sarsıla sarsıla gidiyoruz. Çantamda birkaç günlük elbise, cebimde biraz para, biraz da tütün.
Arabanın kasasında bir ben varım. Kendimle sus pus, üzerimde ölüm sessizliği. Tüm yolculukları cam kenarında hayal eder insan. Bana sorarsanız bu kamyonet kasası daha uygun çünkü tüm geride kalanları, geride bıraktıklarınızı buradan daha iyi görüyorsunuz. Kaçıp gittiğiniz ne varsa yol boyunca daha net yüzleşiyorsunuz.
Doldurmuş gelen bulutlar peşimizde. Korkularım çakan şimşeklerle aydınlanıp kararıyor. Omuzlarımın ağrısı çantadan mı yoksa geçmişin yükü mü bilemiyorum.
Rahmetli dedemin sözleri kulağımda. “Geçmiş seni paçandan tutup çeker” diyordu. Çekiyor işte geçmişi aramaya gidiyorum. Bir tek ben mi herkes geçmişin peşinde. Bu ve başka herhangi bir kamyonette önde gidenler de dahil hiçkimsenin ilgilenmediği tek şey ‘gelecek’.
Elveda gelecek.


Yorum bırakın