Yaşlı insanlar gibi reels videoları cenderesine düştüm bu gece. Hoş düşmediğim zaman mı var?
Bakmayın yaşlı insanlar gibi dediğime sanki çok gencim de…
Yaşım bilmem kaç?
Hangi zaman dilimindeyim?
Ömür denen bu girdabın hangi evresindeyim? Başı? Ortası? Sonu?
Neyse kasvetli bir giriş yaptığıma göre artık konuya girebilirim.
İzlediğim reels videolarından birinde Yılmaz ERDOĞAN’ın Ekşi Elmalar filminden bir sahne denk geldi.
Şöyle diyordu filmdeki rolünde Yılmaz ERDOĞAN:
‘’ESKİLERİ HATIRLIYORUM YENİLERİ UNUTURKEN’’
Durdum kaldım öylece. Çok kez izlemiştim bu filmi aslında. Bu sahneyi de hatırlıyordum oysa ki. Peki yeni olan neydi? Beni bu sahnede tutup bırakmayan defalarca beynimde yankılanmasına sebep ne olabilirdi?
Düşündüm durdum ve eskilere döndüm. Geriye, daha geriye ve daha da geriye. Aslında geçen gün arabamı yıkamaya verip bekleme zamanında aylaklık edeyim diye yaşadığım şehrin en işlek caddesinde yürürken overthink yapmıştım.
Yıllarca yürüdüğüm cadde, bir zamanlar yanlarında mutlu olduğum insanlarla oturduğum cafeler, lokantalar, kahveciler, derinden yaralayan bir işyeri tabelası, içinden türlü türlü duygularla geçtiğim ve şu an ağlamaklı olup gözlerimi dolduran mide bulantısı yaşadığım o ünlü caminin parkı, İşbankasının köşesindeki kestaneci ve yıllarca mutluluk diye adlandırdığım şeyin iş çıkışına gelip beklediğim yol kenarı.
Bu işlek cadde ve etrafında biriken bu kadar geçmiş zaman. O cadde ve etrafında benden çok bulunan ve benden çok zaman geçiren bir sürü insan vardır eminim ama benim kadar takıntılı mıdır bilmiyorum veya yaşadıkları hayat onların da üstlerin benimkinden geçtiği gibi geçmiş midir onu da bilmiyorum.
‘’Ulan herkesin kendine göre derdi var mutluluğu var bir sen misin göt?’’ dediniz şu an hissediyorum. Kulaklarım çınlar durur artık.
Siktiğimin hafızasından iyi kötü hiç bir şey silinmiyor ki. Bir cadde amına koyayım bir cadde kenarı ne anımsatır ne hatırlatır lan insana? Hatırlatıyor işte. İçi yanıyor insanın. Pişmanlıkları yüzüne tokat vuruyor habire.
Bir cümle yazdım düştüm yine kendi derdimi anlatmaya konudan uzaklaştım. Hemen konuya yaklaşıyor ve devam ediyorum.
‘’ESKİLERİ HATIRLIYORUM YENİLERİ UNUTURKEN’’
Ciğerime ciğerime vuruyor bu cümle. Geçmişte tonlarca acı çekmeme rağmen içlerinden öyle ya da böyle mutlu olduğu zamanları seçiyor o güne gidiyorum. Hafızam kuvvetli o anı yaşıyor ve yüzüme gülümseme indiriyorum. Mutsuzluk içinde mutlu olduğum zamanları hafızamda tekrar yaşayarak kendimi kandırıyorum. Yenileri unutuyorum çünkü yeniler beni mutlu etmiyor edemiyor. Belki de geçmişi bu kadar net hatırlayabiliyor olmam günümüze tutunamama sebebim oluyor.
Kim istemez uyandığı sabahın devamında güzel şeyler yaşasın ve eskileri düşünmesin?
Kim istemez her gelen gün giden günden daha güzel olsun?
Ben uyandığım günün hangi gün olduğunu, hangi ayda olduğumu, hangi mevsimde olduğumu veya neyin içine uyandığımı idrak edemeden çıkıyorum yataktan. Uyandığımda kaç yaşında olduğumu bilmiyorum bazen. Kendimi bir nebze olsun mutlu etmek için en son düşündüğüm anılarla uyanıyorum tek bildiğim bu.
Ve soruyorum kendime güne başlarken…
Acaba bu gün içime dert olacak ne duyacağım?
Acaba başıma ağrıyı ilk kim sokacak ve kim o ağrıyı ilaca kadar götürecek?
Acaba mutsuzluklara bir yenisini kim veya kimler ekleyecek?
Ya mutluluk? Ya huzur?
‘’ESKİLERİ HATIRLIYORUM YENİLERİ UNUTURKEN’’…


Yorum bırakın