Yedi harf. Üç hece. Hayatın en uzun kelimesi.
İnsan hayatı boyunca bu uzun kelimenin ona getirdikleriyle rotasını çizer. Sayısız sanat eserinin menbaı bu kelimenin üstümüzde bıraktığı izler değil mi? Belki de bütün hikâye budur, tek bir merhaba.
Gençken bütün kapıların kendimize açılacağını zannederiz, daha doğrusu açılması gerektiğini. Önümüze çıkan her insanın hikâyesine dahil olmak isteriz. Her yeni yüzü heyecanla karşılarız. Çünkü dünyanın sonsuz ihtimallerden oluştuğunu düşünürüz aslında yanılmayız da. Dünya gerçekten ihtimallerle doludur. Yanıldığımız yer her ihtimalin güzel olması. Bunu da bazılarımız zamanla öğrenir. Sonraları ise yeni tanıştığımız kişilere isimlerinden önce enerjileriyle bakmaya başlarız. Konuşma biçimi, garsona davranışı, kendinden bahsederken kullandığı dil, yokluğunda başkaları hakkında söyledikleri. Bütün bunlar sessiz ama yeterli olmayan işaretlerdir.
Çocukken merhaba demek kolaydır. Bir parkta yan yana salıncağa binen iki çocuk, birkaç dakika sonra yakın arkadaş olabilir. Bunu kimse yadırgamaz. Çocuklar geçmişlerini sorgulamazlar. Kırık kalpleri yoktur. İhanet yükünü tanımazlar. İki yetişkinin bu kadar kısa süre içinde yakın arkadaş olduğunu görsek şaşırırız ve hepimiz durur düşünürüz. Peşinden de altında başka sebepler aramaya başlarız. Ben sebep deyip yumuşattım anladınız işte menfaat canım. Peki neden ne bizim ne başkasının böyle yakınlıklar kuramayacağımıza inanıyoruz? Çünkü yıllar geçtikçe insanın kalbi bir ev olmaktan çıkar, kaleye dönüşür. Kapılar ağırlaşır, pencereler küçülür, köprüler yükselir. Bu kaleler de öyle kolay inşa edilmez hani. Sancılıdır. Bu sancı öyle tatlıdır ki önce içini ısıtır. O sıcaklığın verdiği rahatlıkla anlamazsın ne olduğunu ta ki zehri içine akıtıp seni iki büklüm edene kadar. Bazıları doğrulur, bazıları iki büklüm kalıp savaştan muaf olmayı seçer.
Doğrulmak için ne yapmak gerekir diye sorsanız, tam o sorunun cehenneminden geliyorum derim. Ama sanıyorum ki bu sancıyı yönetebilen doğrulan olacaktır. Bu hükümdarlığa sahip olmak için de hayatın kısık merhabalarından korkmamak. Bir öğretmenin sınıfa ilk girişi, kahve sırasında edilen kısacık bir sohbet, o duraktaki samimi gülüş, dostunun içten bir samimiyetle sorduğu nasılsın? sorusu, bir yabancının beklenmedik nezaketi ya da beklemediğin anda duyulan tanıdık bir merhaba…
Hayatın mucize fısıltıları. Telaşsız, ılık, huzurlu..
Niyet taşır, cesaret taşır, umut taşır. Evet kimisi liman kimisi fırtına ama insan olmak tam da bu git gelin ortasındaki dengeyi kan ter içinde sağlamak değil mi? Bu korkunun içindeki umuda tutunmak zorundayız. Çünkü bazı insanlar hayatımıza tesadüfen giriyor gibi görünse de aslında ruhumuzun eksik sorularını beraberinde getirirler. Zaman yavaşlar, sessizlik rahatsız etmez, kelimeler yorulmaz ve kalp savunmaya geçmez. İnsan evine varır. Bunca nimet tek bir kelimeye bağlıdır. Merhaba..
Bütün iyi ve kötü ihtimallerin tek bir merhabaya bağlı olması kan dondurucu ve bu durum büyük haz veriyor bana. Zamanımı, dikkatimi, güvenimi birine vakfetmek büyük bir kumar. Bu kumarı oynarken bir deniz fenerine benzetiyorum kendimi. Görevim bütün gemileri içeri almak değil. Kayalara çarpacak olanları uyarıp, rotalarını göstermek. Kumarın içindeki denge bilgeliği.
Bazı insanlar yalnızca bir sayfalığına gelir, bazıları bir bölüm. Bazıları ise bütün kitabı beraber yazar. Sorun bunu ilk tanıdığın an anlayamamak. Bazıları ilk bakışta çok parlak gelir. Gösterişli, etkileyici. Ama yıldız gibi değil, havai fişek gibi. Kısa süreli, gürültülü ve hemen ardından sönen. Bazılarıysa sessiz sedasız, göze çarpmadan..
Bahar gibi. Kimse bir gecede geldiğini görmez. Bir sabah uyanırsın ve dünya değişmiştir. Her zaman çalan telefon yine çalar. Her açış aynı açış her merhaba da aynı merhaba olmaz. Bazı merhabalar usul usul, tanıdık bir yerden gelir ve sizin kendinize dediğiniz merhabaya vesile olur. O vakit köprüler, kaleler harabe olur. Eve dönmekten ibaret olan hayat amacına ulaşır.
Merhabaların en sancılısına cesaret etmek için limana o geminin yanaşmasını bekledim ben. Geminin fısıltısı bana gerçekte kim olduğumu sordu.
Carl Jung’un çok sevdiğim bir sözü vardır:
“İnsan ışığını hayal ederek değil, karanlığını tanıyarak aydınlanır.”
Bu merhabanın yolu uzun ve meşakkatli görünebilir lakin o sıcaklık belimi bükmüyor, büküleceğim yolu aydınlatıyor.
Böyle kıymetli bir yerden kocaman ve dolu dolu bir MERHABA!..


Yorum bırakın